|
Tarkan Tevetoglu Biyografisi |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
66 |
Tarkan
1992
yılında "Kıl Oldum Abi" adlı parçasıyla büyük bir çıkış yakalayan
Tarkan, "Şımarık" ve "Şıkıdım" gibi parçalarıyla Avrupa'da müzik
listelerine girmeyi başarmış, ardından çıkardığı İngilizce albüm "Come
Closer"ın başarısı ile Türkiye ile sınırlı kalmayacağını göstermiştir. Tarkan
Tevetoğlu, 17 Ekim 1972'de aslen Rizeli olan bir aileden Almanya'nın
Frankfurt yakınlarından bulunan Alzey kasabasında doğdu. İlköğretimi
Almanya'da tamamladıktan sonra 15 yaşında ike ilesi ile birlikte
Türkiye'ye döndü. Babası Ali Tevetoğlu'nun oğlunda gördüğü müzik
yeteneği ile 13 yaşındayken Klasik Türk Müziği eğitimi almaya başladı.
Eğitimini Karamürsel'de devam eden sanatçı 1990 yılında Karamürsel
Lisesi'nden mezun oldu. Müzik eğitimi için İstanbul'a gittikten
sonra 1990 ile 1992 yılları arasında Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne devam
etti. 1993 yılında prodüktör Mehmet Söğütoğlu ile tanışmasının ardından
İstanbul Plak ile anlaşma yaptı. İlk albümü "Yine Sensiz" 1992 yılında
piyasaya çıktı. Albümün çıkış şarkısı "Kıl Oldum Abi" ile kısa sürede
büyük bir çıkış yakaladı. Albüm 900 bin adet satıldı ve Tarkan bir anda
tüm televizyonların ve magazinin kilit noktası haline geldi.
Ardından
1994 yılında çıkardığı "Aa Acayipsin" adlı albümde Sezen Aksu ile
çalışan Tarkan, daha ikinci albümü ile Türk Pop Müzik camiasının en
önemli isimlerinden biri haline geldi. Bu albümden sonra Türkiye ve
dünya turuna çıkan sanatçı, Türkiye ve Avrupa'da 24 konser verdi. Bu
konserlerin 25'i, ulusal çapta gerçekleştirilen en büyük sponsorlu
turne kapsamında, Tarkan'ı Türkiye'nin farklı illerinde yaklaşık 10 bin
seyirci ile buluşturan stadyum konserleriydi. Sanatçının kariyerindeki
en büyük dönüm noktalarından olan albüm 2,5 milyona yakın satıldı.
Avrupa'da da 950 bin rakamına ulaştı.
1995 yılında Ahmet
Ertegün ve Atlantic Records ile anlaşma imzaladı. Türkiye'de medyanın
yoğun takibi ve baskılarının artması üzerine New York'a giden sanatçı
burada bir yandan albüm çalışmalarına devam ederken bir yandan da New
York Baruch Üniversitesi'nde dil eğitimi aldı.
O dönemin en
önemli yıldızları icra eden menajeri Ahmet San ile 1995'te sözleşme
imzaladıktan sonra 1994-1997 yılları arasında İsviçre, Hollanda,
İngiltere ve Almanya’da toplam 12 şehri kapsayan 3 büyük Avrupa
turnesine çıktı. 1995 yılında New York Palladium’da verdiği konser,
Türkiye'de canlı yayınlandı. Tarkan, 1997 Temmuz'de üçüncü albümü
"Ölürüm Sana" rekor satışlarını kırıp Türkiye'de 2,5 milyon sattı. Aynı
yıl kendi müzik şirketi HITT Prodüksiyon'u kurdu, 1998 yılında Walt
Disney'in 35. uzun metrajlı çizgi film'i olan Herkül'ün baş karakterini
Türkçe olarak seslendirdi. Filmin müziklerinden "Yolumdayım"ı
seslendirdi.
Bu albümde yer alan ve bir Sezen Aksu parçası
olan "Şımarık", kısa sürede dünya çapında tanındı ve daha sonra başka
yabancı sanatçılar tarafından da çeşitli dillerde yorumlandı. Ahmet
Ertegün ile olan anlaşmazlıklarından dolayı Atlantic Records'tan
ayrıldıktan sonra Türkiye'ye dönerek askerlik görevini yerine getirdi.
Tarkan, 2001 yılında "Kuzu Kuzu" isimli single çalışmasını piyasaya
sürdü. Aynı yıl "Karma" adlı albümünü yayınladı. Albümde yer alan "Kuzu
Kuzu" ve "Hüp" gibi çalışmalar ile iyi bir dönüş yaptı. Washington Post
Tarkan ile ilgili yaptığı bir haberde, Tarkan'nın Fransa'dan
Danimarka'ya müzik listelerine girebilmeyi başarmış, Rusya'da en çok
satan Rus olmayan sanatçı ünvanını almaya layık görülmüştü.
2003
yılına gelindiğinde Tarkan yeni albümü "Dudu" adlı albümünün
çalışmalarını tamamladı. Nazan Öncel ile çalıştığı bu albüm ile
Rusya'da 1 milyon satış rakamına ulaştı, aynı ülkeden en iyi yabancı
şarkı ödülünü aldı.
Bir yandan reklam filmlerinde oynayan
sanatçı 2001 yılında Pepsi ile gerçekleştirilen sponsorluğun ardından,
çekimleri Kapadokya'da yapılan Turkcell’in Hazır Kart reklamlarında yer
aldı. "Özgürlük İçimizde" adlı bestesini de seslendirdiği aynı proje
kapsamında Tarkan-Özgürlük Yolcusu takvimi piyasaya sunuldu. 2004'te
petrol şirketi OPET'in reklamlarında yer aldı. 2006 Yılında da Avea
sponsorluğunda bir dizi konser verdi.
Dünyadan müziği ile
olumlu eleştirilen almasından haraketle İngilizce albüm yapma kararı
alan sanatçı, 2005'in Ekim ayından beklenen single "Bounce"u piyasaya
sürdü. Hemen ardından ilk İngilizce albümü olan "Come Closer" aynı anda
tüm Avrupa ve Türkiye'de satışa sunuldu. Kısa bir süre sonra albümde
yer alan "Start The Fire" adlı ikinci single çalışmasını yaptı.
Müziğe
kısa bir süre ara verdikten sonra 2007 yılının Aralık ayında altıncı
albümü "Metamorfoz" ile tekrar sevenleriyle kavuştu. Albüm klasik bir
Tarkan albümü olmamasından ötürü olumsuz eleştrilere maruz kalsa da
sevenleri Tarkan'ı yanlız bırakmadı. Albüm tüm bu olumsuz eleştirilere
rağmen 2 ayda 500 bin satış rakamına ulaştı.
Ayşe Arman'nın Tarkan ile yaptığı röportaj :
Sesiniz sedanız çıkmıyor. Kendinizi geri mi çektiniz Allah aşkına! -
Ne alakası var, geri çekilme filan yok! Tam tersine, yeni bir Türkçe
pop albüm hazırlıyorum. İngilizce albüm çalışmalarım sürüyor. Sonra
birbiri ardına bir sürü konser var. Dubai’den sonra, Kopenhag, Hamburg,
Los Angeles. Yoğunum yani, başımı kaşıyacak vaktim yok. Ama artık
magazin programlarında ve dergilerinde yer almıyorum...
Yoksa, bilinçli bir tercih mi bu? - Fevkalade bilinçli.
Peki neden? -
Medyayla aramızda güven krizi var! Söylediklerimin çarpıtılmasından,
zorla birtakım polemiklere sokulmaktan sıkıldım. Benim için artık bu
tür şeylerin esprisi yok. Canım istemiyor. Eğlenceli gelmiyor. Hatta
sıkıcı ve banal buluyorum. Bir de tabii itiraf etmem gerekirse,
inciniyorum. Doğrudan kafama ateş ediyorlar.
Hala deriniz kalınlaşmadı mı? - Hayır. Kaşarlaşamadım bir türlü. Derim hálá ince. Üzülüyorum. O yüzden röportajlara hayır diyorum.
Ama, sanatçılar magazinle beslenirler, diye biliriz. Bu bir karşılıklı ihtiyaçtır... -
Benim böyle bir ihtiyacım yok. Lütfen ukalalık gibi değerlendirmeyin, o
gürültüde, o kargaşada yer almak bana manasız geliyor. Bir de artık
beni bilen biliyor ya. Konserlerim tıklım tıklım. Bana yetiyor. Daha ne
isterim?
İyi de, ertesi gün gazeteye baktığımızda, sizden hiç
söz edilmiyor ya da adınız eskiye oranla çok daha az geçiyor...
Korkmuyor musunuz? - Hayır. Gazetelerin seni eskisi kadar yazıp
çizmemesi, popülariteni kaybettiğin anlamına gelmiyor. Tam tersine,
birilerini her gün gazetede manşetlerde gördüğüm zaman kuşku duyuyorum,
bir reyting problemi varmış gibi geliyor bana. Bu mekanizmadan uzakta
durmak istiyorum. Ben magazin haberlerle değil, işimle anılmak
istiyorum.
İnsan, belli bir doygunluğa gelince mi böyle hissediyor? -
Bilmem, olabilir. İnsan doyuyor galiba. Eskiden daha fazla dışarı
çıkıyordum. Haber olmak için mi çıkıyordum, dışarı çıktığım için mi
haber oluyordum bilmiyorum. Ama artık dışarı bile çıkmak istemiyorum.
İçime kapandım biraz. Daha doğrusu, kendimi tanımaya çalışıyorum. Müzik
yapıyorum, hobilerimle meşgulüm, çok sık seyahat ediyorum. Uzaklaşınca,
Türkiye’yi daha net görüyorum. Ne kadar küçük bir dünyam olduğunu, ne
salak şeylerle uğraştığımı fark ediyorum. Ama işte bir süre sonra
Türkiye’yi özlüyorum, geliyorum hooop yine kendimi o girdabın içinde
buluyorum.
Yine de ben "Hakkımda yazılsın çizilsin istemiyorum" laflarına inanmıyorum... -
Ama doğru söylüyorum. Konsere çıkıyorsam, yeni bir albüm yapıyorsam ya
da söylemek istediğim yeni bir şey varsa, o zaman röportaj veriyorum.
Bazen de "Hadi çıkayım ortalığa da, etrafı şöyle bir sallayayım"
diyorum. Ama işte hepsi o kadar. Yoksa o yaldızlı dünyanın bir yalandan
ibaret olduğunu biliyorum. O yüzden de, epey bir zamandır başka türlü
yaşıyorum. Sevgilimle, köpeğimle, arkadaşlarımla mutluyum.
"Sevgilisi gerçek değil. Paravan. Onun aslında erkek sevgilileri var!" laflarına ne diyorsunuz? -
Gülüyorum. Bu ülke, beni illa gay yapacak, o zaman rahat edecekler!
Altı senedir birlikteyiz Bilge’yle. Bir yalan, altı sene nasıl
sürdürülebilir?
Sevgiliniz de çok geride, kendi halinde biri.
Çok gösterişli değil, çok frapan değil, çok meme değil, çok popo değil.
Rahatlıkla öyle birini de seçebilirdiniz. Siz Tarkan’sınız, sahnelerin
seks tanrısı... - Sadece sahnede öyleyim. O sahneden indim mi,
herhangi biri, sıradan biriyim. Bilge’yle birlikte mutluyuz. Zaten onun
kendini olmadığı bir şey gibi göstermeyen halini seviyorum. Zor bir
hayatımız var. Her zaman didikleniyoruz. Sağa sola rahat gidemiyoruz.
Siz yurtdışındayken, o ne yapıyor? -
Bazen yanıma geliyor. Bazen de gelmiyor. Özlemek ikimize de iyi
geliyor. İstanbul’da ikimizin ayrı evi var. Ama çoğunlukla birlikte
geçiriyoruz zamanımızı.
O da röportaj vermiyor. Birkaç kez
aradım. Kibarca savuşturdu beni. Onu nasıl tutabiliyorsunuz? İnsanlar
şöhret için bu kadar delirirken... - Bu tür şeyler onu hiç ilgilendirmiyor.
"Allah’ım ben Tarkan’la sevgiliyim. Seviştiğim adam Tarkan!" filan da yapmıyor mu bu kadın! -
İlk zamanlar belki biraz sarhoşluk yaşadı. Ama medyanın üzerine
gitmesinden hep rahatsız oldu. "Ben de çıkayım Tarkan’ın sevgilisi
olmak nasıl bir şey anlatayım" heveslerine kapılmadı.
Kız kardeşi daha farklı ama... -
Hangisi Berna mı? Deli o. Ama tatlı bir deli. Çok severim. Üç kız
kardeş onlar, üçü de çok farklı. Bilge, ağırbaşlı. Zaten avukat.
Mesleği de başka türlüsünü kaldırmaz. Göz önünde olamaz. Öyle bir
niyeti olmaması da çok hoşuma gidiyor.
Tamam röportaj vermemenizi anladım, ama sizi çılgınca seven hayranlarınıza ne olacak? Onlara haksızlık değil mi? -
E haksızlık oluyor tabii. Onlar benim orada burada daha sık karşılarına
çıkmamı istiyorlardır. Amerika’ya gittiğimde çok kıskanıyorum, çok
güzel talk-show’lar görüyorum, normal kanallarda da, MTV’de de.
Türkiye’de maalesef yok. Türkiye’de kiminle, hangi talk-show’da sohbet
edeceğim? Mutlaka, abuk sabuk yerlere çekilecek, olmadığım biri gibi
gösterileceğim. Konu dönüp dolaşıp hep aynı yere gelecek: "Gay misin,
biseksüel mi?"
Duyarlı, utangaç ve mütevazısınız... Ama
sahneye çıkınca "seks tanrısı" oluyorsunuz. Nasıl bu kadar
değişiyorsunuz? Orada ne oluyor? Hormonlarınızda değişen bir şeyler mi
oluyor? - Kesinlikle oluyor! Orası, yani sahne başka bir şey. Her
şey bir arada, insanlar, spotlar, müziğin yüksek volümü... İnsanlar
ismini haykırıyor, tezahürat ediyor... Seni arzuluyorlar... Bunu
hissediyorsun... Kaplana dönüyorsun... Ve ben sahneyi çok seviyorum.
Onaylandığımı, takdir edildiğimi hissediyorum. Ama sahneden inince,
tekrar sıradan adam oluyorum. Bunu da seviyorum...
Bunca zaman
Tarkan imajı, Tarkan sesi, Tarkan stili, Tarkan müziği diye bir şey
yarattınız. Şimdi ne yapıyorsunuz? Bundan daha fazla yapabileceğim bir
şey yok, diyor musunuz? - Demez miyim? Kendime karşı acımasız bir
adamım, içimde kendimi yerden yere vuruyorum. Ve yetersiz buluyorum.
"Daha iyi olabilirdin" diyorum. "Daha iyi söyleyebilirdin, daha iyi söz
yazabilirdin, daha iyi dans edebilirdin..." Hayatım kendimi nasıl
geliştirebileceğimi düşünmekle geçiyor. Ama dürüst olmak gerekirse,
bazen de "Aman be!" diyorum, "Ne uğraşacaksın bunlarla. Şöhreti
batsın!" Her şeyi bırakıp, bir kenara çekileyim istiyorum.
Amerika’da tanıyorlar mı sizi sokakta yürürken filan? -
Los Angeles’ta tanıyorlar. Orada Latin çok, Meksikalılar filan.
Miami’de de tanıyorlar. Venezüellalılar, Brezilyalılar var. Ama
Amerikalılar tanımıyor. Hoşuma da gidiyor.
New York’ta da ordu halinde mi yaşıyorsunuz? -
Hayır. Tekim. Güvenlik de yok. İlk zamanlar öyle değildi tabii, Michael
Jackson gibi beş korumayla dolaşıyordum. Limuzinler filan. Özenmişim
demek ki. Şimdi komik geliyor.
Peki korktuğunuz şeyler değişti mi? - Sağlıksal paranoyalarım olmaya başladı...
Nasıl yani? Ölüm korkusu mu? -Yok
ölmekten hiç korkmuyorum, hatta "İyi bile olur" diyorum. Erken gitmekte
fayda var. Çok yaşanılası bir dünya değil. Biraz karamsarım son
zamanlarda. Bir yandan da genetik mirasımdan şüpheliyim. Babam genç
yaşta kalpten gitti, kolesterolü yüksekti, benim de öyle. Annemin de
yıllardır problemleri var. Bazen "Acaba şeker hastası mı olacağım, kalp
hastası mı?" diye korkulara kapılıyorum. Check-up’lara gidiyorum,
Allah’a şükür, dizim dışında her şey iyi. Bazen de, yapmak
istediklerimi yapabilecek miyim, diye düşünüyorum. Zamanım yetecek mi,
daha çoook şey var yapmak istediğim...
Neler mesela? -
Kendim dışında birilerine faydalı olayım istiyorum. Örnek aldığım
isimler: Bono ve Angelina Jolie. Angelina Jolie bile Hollywood’un yalan
olduğunun fark etti.
Peki Angelina Jolie’ninki bir PR faaliyeti olamaz mı? - Olsa ne fark eder. Kadının, yardıma ihtiyacı olanlara faydası oluyor mu, oluyor. Ayrıca, samimi olduğuna inanıyorum.
Siz niye yapamıyorsunuz? - İstiyorum ama olmuyor. Denedik. Destek alamıyoruz
|
Yorumlar |

|
|